Borçlar hukuku

BORÇ İLİŞKİSİ KAVRAMI 

Borç ilişkisi, Borçlar Hukukunun temel kavramlarından biridir. Çünkü Borçlar Hukuku,Medeni Hukukun borç ilişkilerini düzenleyen dalıdır. Borç ilişkisi, alacaklı ile borçlu arasında öyle bir hukuki ilişkidir ki; bu ilişki gereğince borçlu alacaklı karşısında bir şey vermek, bir şey yapmak veya bir şeyden kaçınmakla yükümlüdür. 

 

Bu tanımdan, borç ilişkisinin üç unsuru bulunduğu anlaşılmaktadır: 

- Alacaklı: Borç ilişkisinde borçludan bir edimde bulunmasını isteme hakkına sahip olan taraf (aktif suje); 

- Borçlu: Borç ilişkisinde alacaklı karşısında bir edimde bulunmakla yükümlü olan kimse (pasif suje); 

- Edim: Borç ilişkisinin konusu. Olumlu (verme, yapma) veya olumsuz (yapmama) tarzda olabilir. Edimin belli veya hiç değilse belirlenebilir olması gerekir. Ayrıca edim, hukuka (buyurucu kurallara), ahlâk ve adaba aykırı veya imkânsız olmamalıdır (BK m. 20/I). 

 

II. SORUMLULUK 

Bir borç ilişkisinde borçlu alacaklı karşısında belli bir edimi yerine getirme yükümlülüğü altına girmiştir. Şayet borçlu bu yükümlülüğünü kendi isteğiyle yerine getirmezse, alacaklının Devlet organları aracılığıyla borçlunun malvarlığına el koyabilmesi gerekir. Buna, sorumluluk denir. Borçlu borcunu yerine getirmediği zaman, alacaklı, Devletin cebri icra organları aracılığıyla borçlunun malvarlığına el koyabilecektir. 

Bu söylenenlerden anlaşıldığı gibi, malvarlığı ile sorumluluk esastır. Yani borçlu borcunu yerine getirmediği zaman –çok istisnai bazı durumlar dışında- borcu için hapsedilemez; o, malları ile sorumlu olacaktır. Borçlu borcu için, -kural olarak- tüm 

malvarlığıyla sınırsız olarak sorumludur (şahsen sorumluluk). Ancak istisnaen, borçlunun sorumluluğu Yasa tarafından belli mallarla veya belli miktarla sınırlandırılmış olabilir. Örneğin Devlet, deftere yazılan borçlardan sadece miras yoluyla edindiği değerler ölçüsünde sorumludur” (MK m. 631) (belli mallarla sorumluluk). Belli miktarla sınırlı sorumluluğa ise, kefilin sorumluluğu örnek verilebilir. Kefilin sorumlu olacağı azami miktarın kefalet sözleşmesinde gösterilmesi geçerlilik şartıdır (BK m. 484). 

 

III. BORCUN KAYNAKLARI 

Borçlar Kanunumuz doğuşları yönünden borçları üç kısma ayırmıştır: 

1. Hukuki işlemden ve özellikle sözleşmelerden doğan borçlar (BK m.1-40) 

2. Haksız fiillerden doğan borçlar (m.41-60) 

3. Sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlar (m.61-66) 

 

HUKUKİ İŞLEMLERDEN DOĞAN BORÇLAR 

I. HUKUKİ İŞLEM 

A) KAVRAM 

Hukuki işlemler, hukuki sonuç doğurmaya yönelmiş irade açıklamalarıdır. İrade belli bir hukuki sonuca yönelmekte ve hukuk düzeni bu sonucu tanımaktadır. Örneğin eser (istisna) sözleşmesinde taraflar bir ücret karşılığında bir eserin meydana getirilmesini amaçlamaktadırlar. Hukuk düzeni tarafların iradelerine (amaçlarına) bu hukuki sonucu bağlamaktadır (BK m. 355 vd.). Bu tanımdan yararlanılarak, hukuki işlemin unsurları şöylece sıralanabilir: 

 

- İrade açıklaması (İrade beyanı): 

İrade, kişinin iç alemine ilişkin bir husustur. Hukuk düzeninin buna bir sonuç bağlayabilmesi için dışa vurulması, yani açıklanması gerekir. Böylece iradenin herhangi bir biçimde dış aleme aktarılmasına, irade açıklaması denir. İrade, açık veya örtülü (zımni) biçimde dışa yansıtılmış olabilir (BK m. 1/II). Hukuk düzeni, her ikisine de sonuç bağlar. 

Şayet bir kimse, hukuki sonuç hakkındaki iradesini hiçbir şüpheye yol açmayacak tarzda açıklamışsa, açık (sarih) irade beyanı söz konusudur. Buna karşılık hukuki sonuç hakkındaki istek (irade), ancak bu isteği açıklamak için yapılan davranıştan, bu davranışın yapıldığı hal ve şartlar gözönünde tutularak anlaşılabiliyorsa, örtülü (zımni) bir irade beyanı mevcuttur.Örneğin bir kimse, müşterisi olduğu kitabevi tarafından kendisine gönderilen yeni yayınlanmış bir kitabı açıp okumaya başlarsa, kitabı satın alma yönündeki iradesini örtülü olarak açıklamış sayılır. 

 

Aslında susma, örtülü bir kabul beyanı sayılamaz. Çünkü hiç kimse, kendisine yapılan bir teklife hukuken cevap vermek zorunda değildir. Fakat BK’nun 6 ncı maddesi, bazı hallerde susmanın örtülü bir kabul beyanı sayılacağını belirtmiştir: “İcapta (teklifte) bulunan kimse gerek işin özel niteliğinden, gerekse durumun gereklerinden dolayı karşı tarafın kabul beyanını beklemek zorunda olmayıp da teklif uygun bir süre içinde reddolunmamış ise, sözleşme gerçekleşmiş sayılır”. Yani icapçının (teklifte bulunanın) hal ve şartlar gereği karşı tarafın açık bir kabulünü beklemesinin istenemeyeceği hallerde, karşı tarafın susması örtülü bir kabul beyanı sayılacaktır. Yukarıdaki kitabevi örneğinde durum böyledir. Bundan başka örnekler de verilebilir. Kendisine bir şeyin bağışlanması teklif edilen kişinin susması gibi. 

 

- Hukuki sonuç: 

Hukuki işlemin meydana gelmesi için sadece iradenin açıklanması yeterli değildir, ayrıca bu iradenin bir hukuki sonuca yönelmesi ve bu sonucun hukuk düzenince tanınması gerekir. Örneğin bir kimse malını karşı tarafa vermişse, bunu satım amacıyla mı, yoksa kiralama ya da bağışlama amacıyla mı verdiğini belirtmelidir. Bu belirtme, irade beyanının söz konusu hukuki sonuca (işleme) ilişkin esaslı unsurları içermesiyle mümkündür. Örneğin bir kimse satım sözleşmesi yapmak istediğini belirtse, fakat karşı tarafın bedel ödemeyeceğini söylese, bu durumda satım sözleşmesine ilişkin hukuki sonuçlar doğmaz. Çünkü satış bedeli (semen), satım sözleşmesinin esaslı unsurlarından biridir (bkz. BK m. 182). 

Ancak kişinin beyanının bu unsurları içermesi yeterli olup, hukuki sonucu Kanundaki düzenlemesi itibariyle tam olarak nitelendirmesi (yani işlemin adını koyması) şart değildir. Çünkü BK’nun 18 nci maddesi gereğince, tarafların (yanlışlıkla) kullandıkları sözlere ve isimlere bakılmayarak, onların gerçek ve ortak amaçları araştırılacaktır (m. 18/I). 

 

B. TÜRLERİ 

Hukuki işlemler, çeşitli bakımlardan gruplara ayrılabilir: 

 

1. Hukuki işleme katılan tarafların sayısına göre yapılan ayrım 

Bu ayırım, irade beyanında bulunanların sayısına göre yapılan ayırımdır. İstenen hukuki sonucun doğması için bir kişinin iradesini açıklaması yeterliyse tek taraflı hukuki işlemden, buna karşılık istenen (arzulanan) hukuki sonucun meydana gelmesi için en az iki kişinin irade açıklaması gerekliyse iki ya da çok taraflı hukuki işlemden söz edilir. Tek taraflı hukuki işlemlere, vasiyetname, fesih veya takas beyanı örnek gösterilebilir. İki veya çok taraflı hukuki işlemler ise kendi içinde ikiye ayrılır: Sözleşmeler ve kararlar.Sözleşmelerde iradeler karşılıklı, kararlarda ise aynı yönde beyan edilmektedir. 

 

2. Borçlandırıcı işlemler (taahhüt işlemleri) / Tasarruf işlemleri 

Borçlandırıcı işlem, bir hakka doğrudan doğruya etkide bulunmayan, sadece malvarlığının pasifini arttıran işlemlerdir. Kısaca borçlandırıcı işlemler, işlemi yapanı borç altına sokan işlemlerdir. Tasarruf işlemleri ise, bir hakka doğrudan doğruya etki eden, yani onu devreden,değiştiren veya sona erdiren işlemlerdir. 

Örneğin satış sözleşmesi bir borçlandırıcı işlemidir. Satım sözleşmesi ile satıcının satım konusu malın mülkiyetini devir borcu, alıcının ise satım bedelini ödeme borcu doğar. Bu sözleşmeden doğan mülkiyetin geçirilmesi ve satış bedelinin ödenmesi borçlarının yerine getirilmesi ise birer tasarruf işlemidir. 

 

3. Sağlararası işlemler / Ölüme bağlı işlemler 

Hukuki işlem sonuçlarını irade açıklamasında bulunan kişinin sağlığında doğuruyorsa,sağlararası hukuki işlemden söz edilir. Buna karşılık, hukuki işlem sonuçlarını irade açıklamasında bulunanın ölümünden sonra meydana getirecekse, ölüme bağlı hukuki işlemden söz edilir. Ölüme bağlı tasarruflar ve ölüme bağlı bağışlamalar (teberrular), bu gruba girer.

http://huseyinust.com/  sitesinden alıntıdır

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !